14 Mart Haftası’nda hekimler ve sağlık emekçileri olarak yine alanlardayız. Özlük haklarımız ve toplum sağlığı için mücadele etmeye devam ediyoruz. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri ile birlikte ülkenin dört bir yanından yola çıktık. 14 Mart’ta Ankara’da buluşmak üzere Beyaz Yürüyüşümüz başlamıştır.
14 Mart Tıp Bayramı ne yazık ki bizler için bir bayram olmaktan çıkmış; sesimizi, itirazımızı ve taleplerimizi duyurduğumuz bir mücadele gününe dönüşmüştür. Mevcut sağlık ortamında şiddeti konuşmadığımız, özlük haklarımız için mücadele etmediğimiz, liyakat, meslek onuru, emeklilik hakkı ve çalışma koşullarımız için söz kurmadığımız tek bir gün dahi kalmamıştır.
Türk Tabipleri Birliği yıllardır Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hekimlerin, sağlık çalışanlarının ve halk sağlığının boynuna vurulmuş bir kement olduğunu dile getirmektedir.
Bugün gelinen noktada tablo nettir:
Türkiye’de yılda 1 milyardan fazla sağlık başvurusu yapılmaktadır. Kişi başına yıllık doktora başvuru sayısı 11–12’ye ulaşmış durumdadır. Bu sayı OECD ortalamasının yaklaşık iki katıdır.
Ancak aynı Türkiye, OECD ülkeleri içinde kişi başına düşen hekim sayısında en alt sıralarda yer almaktadır. OECD ülkelerinde ortalama 1000 kişiye 3,7 hekim düşerken Türkiye’de bu sayı 2,2’dir. Başka bir ifadeyle OECD ülkelerinde bir hekime yaklaşık 270 kişi düşerken Türkiye’de 430’dan fazla kişi düşmektedir.
Yani hekim sayısı az, hasta sayısı çoktur. Sağlık sisteminde artan başvuru sayıları bir başarı göstergesi değil, çökmekte olan sağlık sisteminin alarmıdır. Bu tablo, sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmak yerine sağlık sistemini “hızlı muayene – çok hasta – performans baskısı” üzerine kuran politikaların sonucudur. İktidarın göreve geldiği günden itibaren sağlık hizmetlerinde özelleştirme artmış, kamusal sağlık hizmetleri zayıflatılmış ve sağlık harcamaları giderek özel sektöre aktarılmıştır. Sağlığa ayrılan kamu kaynaklarının payı sınırlı kalırken vatandaşın cepten yaptığı sağlık harcamaları sürekli artmıştır.
2026 yılı bütçesinde sağlığa ayrılan pay yaklaşık %7 civarında öngörülmektedir. Bunun yalnızca yaklaşık dörtte birinin koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılması planlanmaktadır. Oysa ki modern sağlık sistemlerinde esas olan hastalığı tedavi etmek değil, hastalığı önlemektir. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmediği bir sistemde hastaneler dolup taşar, sağlık çalışanları tükenir, toplum sağlığı zarar görür.
Bugün Türkiye’de sağlık sistemi tam olarak bu noktaya sürüklenmiştir.
Şanlıurfa bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Nüfusu yaklaşık 2,2 milyon olan kentimizde yılda 20 milyondan fazla sağlık başvurusu yapılmaktadır. Buna rağmen hekim sayısı Türkiye ortalamasının dahi altındadır. Bu durum hem sağlık çalışanları hem de hastalar için sürdürülemez bir tablo yaratmaktadır.