Yüzyıllardır insanlığın ortak tınısı olarak kabul edilen ‘evrensel müzik’ algısı, son araştırmalarla birlikte temellerinden sarsılıyor. Nature Dergisi’nde yayımlanan son araştırma notaların her beyinde aynı yankıyı uyandırmadığını, aksine her bireyin kendi kültürel atlasına göre şekillenen özgün bir algı dünyası olduğunu ortaya koydu. Müzik dinlemenin beynin sadece bir ses duyma eyleminden çok daha fazlası olduğunu paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Beyin; sesi yalnızca bir gürültü gibi değil, yaşanmışlıklarla örülü bir hikâye gibi kodlar. İçine doğduğumuz kültür, beynimizi öyle bir şekillendirir ki, aynı notalar farklı kültür ve kıtalarda yaşayanlar için farklı anlamlar taşıyabilir. Yani kulaklarımız aynı sesi duysa da beynimiz bize kendi geçmişimize uygun farklı hikayeler anlatır” açıklamasında bulundu.
Geçtiğimiz günlerde Nature Dergisi’nde yayımlanan “Music is not a universal language — but it can bring us together when words fail” başlıklı makale, notaların her beyinde aynı yankıyı uyandırmadığını, aksine her bireyin kendi kültürel atlasına göre şekillenen özgün bir algı dünyası olduğunu kanıtladı.
Araştırma kapsamında 16 Batılı ve 16 Çinli bestecinin enstrümantal eserleri, yaklaşık 600 katılımcıya dinletildi. Katılımcılara ‘ne hissettikleri’ değil, ‘zihinlerinde ne canlandığı’ soruldu. Bir Amerikalının geniş düzlükleri ve ‘kovboyları’ hayal ettiği melodilerde bir Çinli katılımcının derin bir ‘keder’ hissetmesi beynin notalarının matematiksel frekanslar olarak değil, toplumsal kodlarla işlenmiş anlatılar olarak algıladığını gösteriyor. Batılı kulakların kuş seslerini duyduğu tınılarda, Doğu kültüründen gelenlerin kalabalık insan gruplarını hayal etmesi, müziğin ne hissettirdiğinden ziyade ne anlattığının tamamen yerel bir tercüme süreci olduğu ileri sürüldü.